Volkan Alabaz Röportajı

Kategori: Yaşama Dair

Çok uzun zamandır bir blog yazarı ile röportaj yapmak istiyordum! Açıkcası ilk aklıma gelen isim de Volkan Alabaz’dı. Kendisi bunu bilmiyor, söylemedim röportaj öncesinde ya da konuşurken. Fotoğrafçılığa olan ilgisi ve bilgisi beni özendirmişti, işi ne acaba diye araştırdığımda tiyatro oyuncusu olduğunu görmem daha da garipleştirdi durumu.

Volkan AlabazBir de yurtdışında yaşağıdını görünce; ‘ne bu şimdi?‘ demekten kendimi alamadım! Hem kendi merakımı gidermek açısından, hem de röportaj yapma anlamında girdim bu işe. O kendini anlatmadan ben anlatayım sizlere, sonra siz okuyun ve karar verin!

Bunu twitter ahalisi dışında olanlar bilmezler; Volkan Alabaz ülkesini çok sever! Ama yurtdışında olduğu için ya da uzak kaldığı için değil… Tabanında birbirine yakın sanatlar da olsa fotoğrafçılık, tiyatro ve edebiyat (şiir) ile uğraşmakta. Türkiye’nin önemli tiyatrolarında bir dönem oynamış. 32 yaşında henüz! Bu arada sağdaki resimi izinsiz aldım, umarım kızmaz.

Röportajı e-posta üzerinden yaptık. Msn olabilir mi diye düşündüm ama çok gereksiz konuşmalar geçeceğine emin olduğum için (zaten Volkan Alabaz kullanmıyormuş) e-posta kullandık. Tek seferde ben soruları gönderdim, sağolsun içtenlikle cevaplandırdı. Geçelim sorulara…

-Hayatında bu kadar uğraşacak iş varken: Tiyatro, fotoğraf, şiir ve eğlence vs.. Nereden geliyor bu internet ve blog merakı? Yani günümüzde, gerçek yaşamda ciddi işler başarabilen insanlar genelde interneti 10 dakikalığına kullanmakta. Farklı olan nedir?

İlk olarak merakın nereden geldiğini cevaplayayım: Bloglama işi 2006 yılından beri var, ama beni ateşleyen ve önderlik yapan insan wolkancadır. Ben ilk onunla tanıştım, sonra da okunabilecek düzeydeki güzel blogları keşfetmeye başladım. Meslekten gelen bir yazma aşkı olduğu için de, benim de paylaşabileceğim fikirlerim olduğunu düşünerek; çok amatörce işe giriştim. Zaman konusunda sıkıntıyı ise bu yıl çok yaşadım; aylardır yazamıyordum mesela. Çünkü, bu yıl için gelecek adına çok çalışmam gerektiğini hissederek güzel işlere giriştim.

Aslında, bahsettiğin gibi değil. Bizim işleri yapan adamlar zaman konusunda pek sıkıntı yaşamıyorlar! Bu bir talep meselesi, yani ben bir hafta içinde dört kez sahneye çıkıyorum. Bu rakam bile normalde çok, geri kalan zaman eğer başka işlerle uğraşmıyorsam kitap okuyarak, yeni restoranları keşfederek, açılışlara katılara, yani yine kültürel faaliyetlerle iç içe olarak geçiyor. Tiyatrocuların provalar haricinde zamanı olmaması büyük bir yalan! Benim bilgisayarlara yakınlığım ise fotoğrafçılık yüzünden kaynaklandı; bir mecburiyet yani. Bu nedenle de ileriye dönük güzel düşüncelerim olduğu için bildiğin gibi iki yıldır blog yazdığım volkanalabaz.com’u portfolyo sitesine dönüştürdüm. Blog işine volkanalabaz.net adresinde; zaman buldukça devam ediyorum.

-Çoğu insanda fotoğraf çektirmek olmasa da, fotoğraf çekme merakı vardır: Gideyim manzara fotoğrafı çekeyim, ışık oyunlarının olduğu bi’şeyler yapayım düşünceleri hep genel ilgi alanındadır. Senin fotoğraf ya da fotoğrafçılık merakın nerden başladı?Yaşadığın bir olay ya da yönlendiren birisi mi oldu?

Beni hayatım da hiçbir konuda yönlendiren birisi olmadı, ne annem ne babam. Merak ise tam olarak lise yıllarında başladı. Fotoğrafçılık konusunda ise ben her aktörün mutlaka vizörden bakmayı denemesi, hatta bakmayı bilmesi gerektiğine inanıyorum. Biz aktörler, görünmeyi bu kadar seven insanlar olarak, görmeyi bilmeden işimizde başarılı olamayız değil mi? (bu düşünce pek hoşuma gitti)

-Kişisel sitenin hakkımda sayfasında ‘tiyatro’ sanatının büyük bir alan kapladığını görüyoruz. Nasıl başladı bu merak? Ailenin tepkileri yada çevrendeki insanların tepkileri nasıldı? Tiyatro konusunda ileriye yönelik ciddi düşüncelerin var mı?

Tiyatro benim yaşam biçimim, yani hayatımın büyük bir yerini kaplıyor. Aslında ‘hayatım’ az kalır diyebilirim. Başlayış biraz tuhaf oldu, her ne kadar yakın akrabalarımın içinde Türkiye tarafından kabul görmüş ve 2000’li yılların başında rahmetli olmuş usta bir oyuncu olsa da onun yardımını çok sonraları gördüm!

Bu hikâyeyi daha önce hiç bahsetmedim diyebilirim blog dünyasında. Ben öz babam tarafından ilkokul dördüncü sınıfa kadar şiddet gördüm ve annem ile birlikte zor yıllar yaşadık. Bu dönemlerimde çok da normal bir çocukluk geçirmedim sürekli hayal kuran ve bunlara artık inanmaya başlayan biri haline gelmiştim. Babamdan kurtulmayı çok istiyordum kartondan uzay mekiği yaptım tek kaçış yolu olarak orası vardı hayalimde ve okuduğum çizgi romanlarda. Ama başarılı olamadım.

Ve yine umutsuz olduğum bir pazartesi günü okul ile birlikte çocuk oyununa gitmiştik. Sahnede bir palyaço vardı ve: “İçinizden birini sahneye alacağım, sorduğum soruya doğru cevap verir ise ona bir hediyem olacak” demişti. Yüzlerce çocuğun içinden el kaldırmadığım halde beni seçti. İşte hayatımın bence dönüm noktası o oldu! Merdivenlerden çıkıp sahneye yüzümü döndüğümde korkarak tekrar aşağıya indim, baktım herkes orada, tekrar sahneye çıktım kimse yok! Işıklar yüzünden kimseyi görememiştim ve çok korkmuştum. Sonra palyaçonun renkliliği sıcaklığı beni çok etkilemişti ve yaşadığım tüm acılar aslında hep hayalini kurup inandığım renkli ülkenin kapısı gibi geldi. Artık başarmıştım…

Sonra zaten annem babamdan boşandı bir iki yıl sonra ise bir askerle evlendi. Ben ise hemen ilkokul tiyatrosu kurmuştum ve ara vermeden lise sona kadar devam ettirdim. Ama dedim ya ben çok şanslı idim. Mesela ortaokul birinci sınıftayken Genco Erkal turne bağlamında Antalya’ya gelmişti. Oyunda repliği olmayan sadece çocuğu rolünde görünecek birine ihtiyaç vardı. Beni söylemişler gittim benimle baya bir konuştu o akşam sahneye çıkmıştım. İnanılmaz güzellikte bir şanstı benim için.

Çok gariptir ailemden hiç tepki gelmedi. Annem ve üvey babam her zaman desteklediler. Ve çok rahat bir gençlik yaşadım. İleriye göre ise ciddi düşüncelerim yok, çünkü Türkiye’de yapılabilecek birçok şeyi yaptım. En son Antalya Devlet Tiyatroları’ndan tartışmalı ayrıldım. Aydın Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda oynadım, Yalçın Menteş Tiyatrosu, Rahmetli Hadi Çaman Tiyatrosu ve birçok ustalar ile yaşadığım ve geride kalan güzel anılar. Ben pek bahsetmeyi sevmiyorum blogda yani ne iş yapıyorsun işte oyuncuyum bu kadar gerisi biraz farklı anlaşılıyor. Eğer geri dönersem sakin bir hayat sürüp oyun yazmayı düşünüyorum. Oyunculuk yapabileceğim düzeyde ve ciddiyette tiyatro maalesef pek fazla yok.

-Yine hakkımda sayfasında yer alan şiir kitabı konusunda bilgi verebilir misin? Duygusal içerikli şiirler mi olacak yoksa işin içine başka mevzular da girecek mi?

Aslında 10 yıldır çıkması gereken bir kitap, ama bir türlü cesaret edemediğim bir çalışma diyebilirim. Bu aralar artık ciddi bir şekilde üstünde çalışıyoruz. İlk önce Almanca olarak çıkacak galiba, sonradan çeviriler Türkiye’de olabilir. Aslında tüm şiirler birbirinin bağlamı hepsi birer ipucu ve bir seri katili yakalamak için deliller gibi bir şey. Temanın içinde aşk, intihar, uyuşturucu, alkol, ihanet, seks ve tarih var. Yani pek Orhan Veli tarzı değil. Bu sefer sonu oynuyorum. (bu kitap bende de olmalı!)

-Gerek twitter’da gerekse özel konuşmalarda Türkiye’ye olan özlemi -özellikle sahil şeridi :) - görüyoruz. Neden Almanya’dasın? Daha doğrusu neden yurtdışı ardından neden Almanya?

Karım Alman, ondan dolayı :) Başka gidecek yer bulamadım. Yok, şaka şaka. Eşimin annesi Alman babası Türk bizimkide doğuştan Alman vatandaşı olarak doğmuş ve ben de Avrupa’da Master eğitimi almak istiyordum. Devlet tiyatrolarındaki yaşadıklarım beni neredeyse ülkeden kaçırtmaya yetmişti. Rahatça elimi kolumu sallayarak gidebileceğim tek ülke orası idi o dönemde. Avrupa’nın Tiyatro görüşü benim görüşüm ile çok uyuyordu, kendimi geliştirmek adına güzel bir adım oldu.

Özleme gelince; nasıl olur da özlemem? Doğduğumdan beri denizin içindeyim, deniz kıyısındayım! Güneş ve yaşanabilecek tüm güzellikler… Burada ise deniz yok, güneş yok ve farklı bir kültür… Farklı kültürleri yaşamayı ben de seviyorum, bu yüzden artık Avrupa üzerinde gitmediğim ülke kalmadı; bir Uzakdoğu kaldı diyebilirim!

Yine de biliyor musun? Neresi olursa olsun insanın kendi kültürü ve vatanı gibisi yok. Ben ülkeme aşık bir Türk’üm. Canın deseler; ülkem için seve seve, düşünmeden vererim! Ne şanslıyım ki; Atatürk gibi bir liderin ülkesinde, bir Türk olarak doğmuşum! Bu yaşadığım büyük bir onur aslında… Anlayacağın fazla değil üç beş yıl sonra Antalya’ya geri dönüş var! (müjdeyi verdi)

-Çok klasik soru olacak ama; oranın insanı ile Türk insanı arasında günlük yaşamı dikkate aldığımızda, fark ne kadar?

‘’Büyük’’ kelimesini ne kadar abartabilirsek o kadar. Biz sıcak insanlarız, onlar soğuk… Biz güleriz onlar somurtur! Biz bir liranın hesabını yapmayız, onlar bir cent için saatlerce beklerler… Hangisi anlatayım bilmiyorum… Ama fark o kadar çok ki. Mesela ilk geldiğim yıllarda yeni tanıştığım arkadaşlarım ile yemeğe gittik. Hesap ödenirken, arkadaşım kulağıma eğilerek bahşiş olarak hesabın %’de bilmem kaçını vermem gerektiğini söyledi! Çok güldüm, adamlar bunları hesaplıyorlar! Ya bırakın ben Türk’üm dedim, çıkardım baya bir bahşiş bıraktım garson şaşırdı; arkadaşlarım ise bana baya bir kızdılar. Bana göre kafayı yemişsiniz siz dedim.

Düşün mesela Garanti Bankası’nın Genel Müdürü işe spor olsun diye bisiklet ile gidip geliyor! Aklın almaz değil mi? Ben burada bunları gördüm… Devlet ise onları inanılmaz tembel yapmışlar. Yemek ve giyim kültürleri ise sıfır, yani artı olarak söyleyebileceğim çok fazla şey yok. Süper markette bile aldıkları bir kola’nın % kaçı şeker % kaçı bilmem ne diye bakan ender milletlerden biri.Sanat dünyası olara ise olayı aşmış durumdalar…

-Hayatın boyunca hedeflediklerinin ne kadarını yaptın, ne kadarı kaldı?

Tiyatro anlamında çoğunu yaptım, Almanya’da bile devlet tiyatrolarında oynuyorum. Ama aklımda hep birkaç proje kaldı. Mesela bir sinema filmi diyebilirim. Bunun dışında artık fotoğrafçılığa ve oyun yazmaya yönelmek istiyorum.

-Blog yazarı olarak bu işlere bakış açın nedir?

Her şeyden önce yazmak ve paylaşmak güzel şey. Türk Blog Kürede bir ara seviye baya bir düşmüştü, ama şimdilerde son derece çıta yükseldi diyebilirim. Emin ol Türkiye’de ki blog yazan arkadaşların birbirleri ile olan bağları dünyanın hiçbir yerinde yok! Bu durumu orada olamadığım için kıskanıyorum. Ama bir de belli başlı bloglar hariç düzenlilik yok buda zamandan kaynaklanıyor…

-Sürekli olarak takip ettiğin blog yada blog yazarı var mı? Yerinde olmak isterdim (blog yazarı olarak) diyebileceğin birisini görüyor musun?

Çok takip ettiğim blog yazarı var. Ama geneli yabancı ve fotoğrafçılık, apple üzerine diyebilirim. Yerinde olmayı istediğim kimse yok, şu ana kadar da hayatımda hiç böyle bir duygu beslemedim. Ben Volkan Alabaz olmaktan gayet memnunum :)

-Günün birinde Türkiye’ye gelirsen hayatında çok şey değişir mi? Tiyatro ya da kitap çalışmalarını hızlandırır mısın?

Türkiye’ye geri dönersem tiyatro çalışmaları devam etmeyecek. Çok parlak ve düzgün bir tiyatro dan teklif gelmediği sürece tabii ki. Kitap çalışmalarına devam etmek istiyorum biraz da adımın kalıcı olması için bir şeyler yapmalıyım. Şu ana kadar bir tek Muzaffer İzgü’nün Sınır/Duvar adlı Bilgi Yayınları’ndan çıkan oyun kitabının kapaklarında ve iç sayfalarında fotoğraflarım ve adım var. Bu yönde aslında çok tembellik yaptım ve geç kaldım. Bunun dışında sakin bir hayat istiyorum mesela şarap yetiştireyim, göz önünde olmayayım, sadece kitaplarım ve fotoğraf makinem. Şu araları çok hızlı geçiyor hayatım.

Bu arada teşekkür ederim bana değer verip bloguna konuk ettiğin için. Gayet keyifli bir sohbetti.

Ah be Volkan abi… Ben teşekkür ederim içtenliğin için. Umarım bir gün tanışma fırsatım olur da şu soruların getirdiği samimiyet üzerine birer kadeh şarap içeriz.

Not: Sorupta cevap alamadığım ve yayınlamadığım hiç bir soru yok. Cevaplardan noktalama işaretleri hariç düzelttiğim kısım da yok efendim.

Volkan Alabaz: PortfolyoBlog | Hakkımdaİletişim

Teşekkürler

Bu yazıya yapılan yorumları, RSS ile takip edebilirsiniz. Dilerseniz (harika olur!) yorum yapabilirsiniz. Ya da geri izleme yoluyla kaynak gösterebilirsiniz.

“Volkan Alabaz Röportajı” için 6 yorum

  • 13 Mart, 2009

    çok içten roportaj olmş. Bu konuda seni tebrik etmek lazım Oğulcan

  • 13 Mart, 2009

    Teşekkür ederim, ben de Volkan Alabaz’a teşekkür ederim. Bu ortamı o sağladı.

  • 13 Mart, 2009

    Asıl ben teşekkür ederim. Gerçekten hoş bir sohbet havasında geçti. İnan bana bende senin kadar senin gibi biri ile tanışmayı istiyorum. Buradan sevgiler ve saygılar sana Oğulcan.

  • 13 Mart, 2009

    çok güzel, tebrikler

  • 2 Eylül, 2009

    Bu röportajı yapıldıktan 5 ay sonra okuduğuma üzülebilirdim. Ancak Volkan’ın hiç bilmediğim hayat hikayesini bu yazı sayesinde öğrenmiş olmak, blogu haricindeki cümlelerini okumuş olmak ayrı bir heyecandı; bu heyexan geç okumuşluğun hüznünü bastırdı.

    Volkan Alabaz, benim için çok kıymetlidir. e-vren günlüğü’nün MisAfiR KaLeM kadrosundan olmasının yanında bir zamanlar aynı şehrin havasını solumuş olmanın, fotoğraf ve blog gibi aynı uğraşlara merak duyuyor olmanın da büyük keyfiyle onu tanımaktan büyük gurur duyguğum isimlerden biridir.

    Senin de böylesi değerli bir insanı keşfetmiş olmana ve başka insanları da bu söyleşi vesilesiyle Volkan’dan haberdar etmiş olmana çok sevindim.

    İyi bloglamar, iyi çalışmalar…

  • 4 Eylül, 2009

    Volkan Alabaz benim de hayatımda çok önemlidir. Kendisiyle röportajdan sonra çok görüşememiştik fakat, sonrasında radyoda da kendisiyle röportaj-konuşma tarzı bir sohbetimiz oldu. Türkiye’ye 2011′de dönmeyi planlıyor. Umarım daha yakından tanıyacağım. Teşekkür ederim yorumunuz için.

Yorum yap, fikrini belirt!