Rosalinda: Adana’da Donalar Var!

Pembe dizilerin meşhur olduğu dönemlerde, Yalan Rüzgarı’ndan sonra çok tutan bir dizi daha vardı: Rosalinda. Ama aşağıdaki Adanalı Rosalinda. İzlenmeli mutlaka, harika! Devamını oku..
Geçmişten günümüze, yapılan tüm araştırmalar çok zeki bir insanın yada dahinin özel bir beyin yapısı olmadığını ortaya koymaktadır..

Pembe dizilerin meşhur olduğu dönemlerde, Yalan Rüzgarı’ndan sonra çok tutan bir dizi daha vardı: Rosalinda. Ama aşağıdaki Adanalı Rosalinda. İzlenmeli mutlaka, harika! Devamını oku..
Birkaç hafta önce değiştirilen Facebook Gizlilik Ayarları’nın ardından duvarınızda paylaşılan güncellemeleri kontrol etme şansını da kaybettik. Yani artık her değişikliğiniz, her yaptığınız yorum ve beğendiğiniz içerikler sürekli olarak duvarınıza yansıyor. Bunu beğenenler -ki bence bilmiyorlar- olabilir, bence hiç hoş bir durum değil.
Bu tür güncellemeleri kontrol edemesek de, yine işe yarayacak bir ayar bulunuyor. Dilerseniz duvarınızı arkadaşlarınızdan gelecek her türlü yazıya kapatabilirsiniz. Pek işlevsel gelmeyebilir. Bu nedenden dolayı, duvarı kapatmayı değil, bir ayarlarıyla oynamayı öneriyorum.

Profilinizdeki ayarlardan (Duvara yazılan kısımın sağ altına gelince çıkıyor) yukarıdaki kısıma erişebilirsiniz. Buradan, duvarınızda yazılacak yazıların kimler tarafından görüleceğini değiştirebilirsiniz. Dilerseniz belirli kişilerin, arkadaşlarınız tarafından yazılanları görmesini engelleyebilirsiniz. Devamını oku..
Bu yazıya başlamadan önce, “silgi sendromu” olarak adlandırdığım bu kötü alışkınlığın ailem tarafından; daha ben çocukken fazla silgi almak suretiyle tetiklendiğine dikkat çekmek isterim!
İlkokul yıllarında, herkes gibi benim de bi’ kalem kutum vardı – belki de herkesin yoktu ama, neyse-. İçerisine gerektiğinden fazlasını koymayı marifet bildiğim o yıllarda, yukarıda da belirttiğim gibi oldukça fazla silgim oldu. Bir zaman sonra, her gün bir silgi kaybediyor olmamdan rahatsız olmamaya başladım. Aslında kalem kutusu olan birinin, sadece silgisini kaybetmesi enteresan değil mi?
İşte bunun farkına varmak 5 yılımı aldı. Ardından, kalem kutu kullanmayı bıraktım. Gri kumaş pantolonlarımdan, dönemin en büyük bozuk parası olan 50.000 TL’yi düşürmem de o tarihlere rastlar. E kalem ile silgiyi -ki uçlu kalem- cebine koyarsan, ne beklersin sanki…
Anlam veremediğim bir şekilde sürekli silgim sınıf içerisinde kayboluyordu ve ben yine yenisini alıyordum. Bir dönem, basit mantık ile büyük bir silgi almaya karar verdim. Fakat o da tutmadı! Onun da akıbeti bir yere kadar. Cebime sığmıyordu yani, gerisi yine sorun değil.
Gün geçtikçe silgisini sakınan, en sonunda da silgi kullanmayan bir insan haline geldim. Ortaokulun özellikle son aylarında cebimde silgim olmasına rağmen – sınavlar dahil- hiç ortalığa çıkartmadım! Yine de o silgimi kaybetmiştim. Fakat o günlerde fark ettiğim şey şu oldu: “Eğer silgimi çok sıkışmadığım sürece çıkartmazsam, kaybolmayabilir”.
Bunu kavradığım an gidip en pahalısından silgi almıştım. O silgi ile 1 adet LGS sınavı hariç, lise hayatım boyunca hiçbir sınava ve derse gelmedim. Evet gelmedim. Gelsem de kullanmadım. “Çok sıkışmak” kavramını biraz abartmışım, farkındayım. Devamını oku..
Küçüklüğümden beri, cinler için niye “üç harfliler” ismini kullanıyoruz diye düşünürdüm. Elbette biliyorum onları çağırmamak(!) amacıyla kullanılmaya başlanmış ama; bu cinler ima denilen şeyden hiç mi anlamıyor?
Sırf buna anlam veremediğim için, toplum içerisinde üç harfliler deyince aklıma cin değil -saat gece 1 hala cin değil- başka şeyler geliyor. Neler mi?
slm
mrb
nbr
asl
aeo
kib
opt
scs
php
gvz
trs
Daha da onlarcası gelebilir. Üç harf falan hikaye.
Yılbaşı yaklaştıkça insanlardaki teknoloji ilgisinin arttığını düşünüyorum. Bir ürünü almadan önce, birçok mağazaya bakılıyor, internetten araştırma yapılıyor. Fiyat/performans gibi karşılaştırmalar yapılıyor.
Bunların ışığında birçok insanın ortaya koyduğu bir fikir var: “Vatan Bilgisayar’dan alacağım, çok ucuz!” ya da “Vatan Bilgisayar piyasanın çok altında satış yapıyor, mutlaka oraya da bak; hatta oradan al!” Aslında ortada insanların pek fark etmediği acı gerçekler var. Vatan Bilgisayar piyasadan çok aşağıda satış falan yapmıyor. Hatta yeri gelince, o ürüne en fazla parayı verip sahip olabiliyorsunuz.
Vatan Bilgisayar’ın, diğer teknoloji mağazalarıyla ve günümüz koşullarıyla hiç bağdaşmayan bir fiyat politikası mevcut. Bir banka ile anlaşma yapmış, -bu gün için bu WorldCard sahipleri- o kart sahibiyseniz fiyat ucuzluyor. Bunun dışında lafı bile edilmeyecek fiyat farkları ortaya çıkıyor. Hemen bir örnek vereyim:
Yan tarafta, Vatan Bilgisayar’ın web sayfasından rastgele seçilmiş Nokia N79 marka telefonun fiyatlarını görüyorsunuz. Detaylara şuradan görebilirsiniz.
İlk bakıldığında gerçekten de piyasanın 30-40 lira altında bir fiyat görebilirsiniz. Fakat aldanmayın. Fiyatın sol tarafında da görebileceğiniz üzere, bu fiyat sadece WorldCard sahipleri için belirtilmiş. Yani WorldCard sahibi değilseniz, bu fiyattan 13 lira fazla ödemek zorundasınız!
Ya da WorldCard sahibiyseniz, fakat 5 taksit değil de 12 taksit yaptırmak istiyorsanız o zaman ilk fiyattan tam 46 lira fazla ödemek zorundasınız.
Henüz WorldCard sahipleri için tabloya baktık. Eğer WorldCard sahini değilseniz işiniz çok daha vahim. 12 taksiti WorldCard sahibi olmadan zaten yaptıramıyorsunuz. Diyelim ki Maximum ile yapılacak en fazla taksiti -10 taksit oluyor- yaptırdık. İlk fiyat ile arasındaki fark 80 liraya çıkıyor.
Peki burada benim eleştirdiğim nedir? Devamını oku..