Not: 12 Eylül’de yapılacak referandumu; AKP’ye Evet/Hayır şeklinde, yersiz bir bakış açısıyla değerlendiriyorsanız bu yazı biraz canınızı sıkabilir. Niyet bekçiliğini değil, gelen değişiklileri yorumluyorum.
Anayasa değişiklikleriyle ilgili görüşümü yazmadan önce birkaç önemli noktayı belirteyim: Türkiye, 2. Dünya Savaşı’nın ardından oldu-bitti ile çok partili siyasi hayata geçti. Bu geçişin ardından yapılan ilk adil seçimle beraber 10 yıllık Demokrat Parti (1950 – 1960) iktidarı geldi. Bu iktidar bir darbe ile sonlandırıldı ve darbeyi yapanlar bu ülkeye 1961 Anayasasını hediye(!) ettiler.
1961 Anayasası’nın temeli güçler ayrılığı ilkesiydi. Bu geçişin öncesinde yaşananlardan (siyasi baskı, güvensizlik) yürütmenin yüksek gücü sorumlu tutuldu ve ortaya yürütmenin arka planda kaldığı bir anayasa çıktı. Süleyman Demirel’in “gömlek bol geliyor” söylemi de bu döneme rastlar.
Gömlek bol gelince, 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Ortaya yeni bir anayasa çıktı. 82′ Anayasası; 12 Eylül öncesi problemlerin temelini “yürütmenin güçsüzlüğü” olarak yorumladı ve bunu anayasaya net biçimde yansıttı. Özgürlüklerin kısıtlandığı, düşüncelerin suç sayıldığı, ırkçı söylemlerin bulunduğu bir anayasa. Gerisi zaten malum. Kısaca; Türkiye’de siyasi iktidarlar anayasa yapamadı (1924′ü hariç). Yalnızca eldekini törpülemeye uğraştı.
Süreç böyle. Bir notu daha eklemek istiyorum: 1950′den itibaren, ilk defa bu kadar uzun süreli demokrasi deneyimi yaşıyoruz. Siyasi iktidarlar darbeler ile sonlandırılmıyor. (50-60 arası 3 seçim, 61-80 arası 5 seçim, 82 sonrası ise 7 seçim).
Tarih bilgisinden sonra gelelim 12 Eylül 2010′da yapılacak değişikliklere. Elimizde, referanduma sunulmuş 26 tane madde var. Yani oylama bu paket içerisinde bulunan 26 değişiklik üzerinden yapılacak. Paket dışındakilerle hayır propagandası yapmak lüzumsuz.

-Anayasa Mahkemesi’nin Geçmişi, Yapısı ve Değişiklikler:
Değişiklikler arasında en çok tartışma ve uzlaşmazlık yaratan Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısını değiştiren maddeler üzerinde. Anayasa Mahkemesi’yle ilgili değişiklikleri biraz açalım: Read the rest of this entry »








